4 Aralık 2021 Cumartesi

kısa öykü

vapurdaki o sessiz iletişime hayrandım. birbiriyle alakası olmadığı halde birbirini tanıyormuş gibi, gözden farklı gözlere uzanan bir iletişim halindeydik. öyle ya vapurda bir sessizlik çöküyor insana deniz bir yandan konuşuyor, gözler gidip geliyor farklı gözlerde. iletişimin en önemli parçasını tek bir bütün olarak kullanıyorduk,ağız ve dilimizin işlevselliği arka plandaydı aslında hiç olmasa da olurdu yine de tam gibi hissettiriyordu bana. sanki hayatımızın buğulu gözlüğüymüş gibi geliyor vapur yolculukları. bir süreliğine zihin arka planda kalıyor, denize uzandığında dışardaki kalabalığı duyamayışın yarattığı güzel his gibi...o kalabalıktan daha sessiz ve tüm çevrenin bulanık olduğu bir yere götürüyor seni. vapur durduğunda duymaya başlıyorsun sesleri,şehri. her varış'ta başlangıç noktasındasın. o da hep kaçtığın yerden başlıyor, hiç gibi görünüp zihninde kocaman bir karmaşa balonuna yol açan gürültüyle. bir sürü halinde atlıyorsun o karmaşaya önündekileri takip ettiğin, seni takip edenler geliyor arkandan da aynı yolları yürüyorsunuz farklı hikayelerle. yolları birçok noktada kesişen birbirine yabancı insanlar topluluğuyuz ve ne güzel bir araç vasıtasıyla bir aradaydık. iletişimin bu kadar kolay olduğu bir dünya hayalinin o kadar da uzak olmadığını hissettirdi bana bu kısa yolculuk. "anlaşılamamak" kavramının olmadığı bir aracın içindeki küçük dünyadaydım sanki, yanlış değildim, hatalı değildim. bazı olguların ve bununla çatışan fikrilerin, neden olduğunu anlayamazdım eskiden. çünkü çok basitti bunlar zihnimde her şeyi halledebilirdi insan, bir çözümü olurdu daima olmalıydı. artık nedenleri anlayabiliyordum kapalı kapılar sırayla açıldıkça her şey daha netmiş gibi görünse de işleri tamamen karmaşıklaştırıyordu. çünkü belli bir süre limitini aşmış oluyorsun ve sen gibi bakamamaya başlıyorsun durumlara. ama bir kırılma noktan oluyor ve o durum şu anın bile önüne geçiyor. eksildiğini hissediyorsun, artık anlatmaya çalışmıyorsun da. sesli kurulan iletişim gözlerle kurulandan daha zor olmamalıydı, hangi noktayı kaçırıyorduk kim bilir? neyse biz başlangıca dönelim, yeni vapur 14.00'da..

15 Kasım 2020 Pazar

gardrobun transparan modu

açamamışım içimi olduğu gibi ama hep ordaymış bazı şeyler. beynimizin gardrobu zihinsel modlarımıza uygun olanı seçiyor biz de ''öyle mi?'' sorusuyla kalakalıyoruz çoğu zaman. öyle mi sorusu geçiyormuş gibi yapıyor, alarmın erteleme tuşuna basıyoruz bize yanaşır gibi olduğunda. tamam bitti kurtulduk öyle işte. nasıl düşünmen gerektiğini yönlendirdin,nasıl hissettiğini yönlendirebilir misin peki? eğer yaşadığın şey o anı kapsıyorsa bu mümkün olabilir bazen, tabii ki bu mümkünlük her zaman olması gereken bir durum haline gelmişse yorucu olur, çünkü bazı zamanlarda o an ne hissettiğin tekrar niteliğinde mi yoksa yeni bir şey mi bunun ayırdında olmaman çok doğal çünkü hissettiklerin yüzünden baskılanamazsın,doğru onarımlara ihtiyacın vardır o anda. öncesi restore edilmeyen şeylerin sonrası illüzyon. sanki iç dünyamızın duvar kağıdı orda duruyor her baktığımızda aynı yerdeymişiz gibi hissettirebiliyor. hiç istemesek de bizden bağımsız gelişen şeylerin rayını tutturamayabiliyoruz,olacak da bu. ama sen öncenden ne kadar haberdarsın,sen oralarda neler yaptın? bunun farkındalığı çok kıymetli. demek ki anılar orkestrasına kulak vermenin zamanı gelmiş. duygusal barajlarını tıpa ile kapatmak yerine o barajın arkasında kalan su birikintisine odaklanmaktır asıl meselen belki de. çünkü şu anı ayyuka çıkaran o su birikintisi. senin etrafını çevreleyen yankılar hep gelmese de kulağına, dozajını arttırır gitgide. kaçabilirsin o andan, ama ilk fırsatta bunun geçici olduğunu hatırlatacaktır sana. eskinin yerine yeniyi koymak doğru değil her zaman, olması gereken eskinin üzerindeykenki iyi bir zamanında kalmak. kötü düşüncenin doğurgan bir tarafı var, sıçrıyor çoğu yere onları saklamamalıyız ama yönlendirmeyi bilmeliyiz de bence. ufak şeylerin ilintiliğine şaşıyorsun bazen, sıradan bir insandan duyduğun bir cümlenin hayatında doldurduğu yerin, sen farketmesende etkisini gösterdiği zamanların oluşu ve aslında senin bunu asla seçmek istemeyeceğin. çok enteresan değil mi duyumsadığın, buna duymak demeyeceğim senin zihninde yer ediyor farketmeden ve hayatının bir noktasında etkiliyor. bazı seçimler bizim değil evet ama bu seçimlerden daha fazlasıyız. sınırlanmadı orda her şey, seni oluşturan şeyler var. önemli olan o şablonlar üzerindeki oynamaların, dokunuşların, doğru noktaya ayak basışın. eğer farkındaysan, farkındalığın kıymetini bil.

21 Aralık 2019 Cumartesi

olur ya herhalde'ler öyle yer edinmiş ki hayatımızda her yere çekebilir bizi bu cümle. tutup elimizden götürür istediği yerlere. seve seve gideriz içimizi avutma biçimimize karşı koymaksızın. öyle inanmışız bu cümlenin bizi sevdiğine bizim de onu. bu böyle diyip sıkıştırmışız zihnimizin köşesine, sanki hiç çarpışmayacakmışız, doğrularımız paralel gibi sanırmışçasına izin vermişiz bulanmaya. çünkü hiç diyememişiz yahu bir dursana o öyle değil istiyorum ben bunu ondan olur diyorum. tercümesi mi farklı dilimizle zihnimizin,serbest düşmek bir cisme mi özgü sadece? peki determinizm kuralları kadar gerçek mi bu istek yoksa alışılageldik bir durum bizi ele geçirmiş mi bile? gerçeğe yakın ya da öyle sandığımız yanılsamalar en sevdiğimiz renkler gibi; gözümüze en güzel görünen ama bizim algımızda renksiz bir ortalama olan beyaz'dır. bir tür sıfır yani başlangıç noktası aslında. olur ya herhalde'lerin yerini ''olacak'' almalı tam da bu noktada. sadece yolları yürümeyi bilmek gerek hangi düzlemde olursak olalım sürtünme kuvvetinin bize uyguladığına karşı, daha fazla kuvvet gerek. belki engebeli bir yoldur, belki de düz bazen sistemi bozmak gerek bazen de sevmek. yap-boz, yap bir daha boz bir sürü emir kipi tercüme olur bunlara. çünkü yolun başı da sen, çıkışı da. durum farklılıkları içinde konumumuzu değiştiren etkenleri ele aldığımızda neyi görürüz? bu bir doğru  orantı meselesi mi her zaman, yoksa kendini devrettiği başka etkenler de var mı? bir parçanın varoluşunun asıl sebebini kavramak için bir şeyler gözümüze sokulana kadar bir yansıma olarak mı kalacak zihnimizde? yoo aslında bir yadsıma biçimi oluşturmuşuz kendimize bundan ziyade ''heh, öyle mi? tamam.'' demişiz. bu kadarla kalmış. aşağıda ufak şeyler, yukarıdada büyük şeyler var her zaman yani bizim algımız böyle. tam da ordayız aslında farketmiyoruz. atmosfer de kocaman okyanus da onları birleştiren ince tabaka çok önemlidir çünkü bir şeylerin bir hazneden diğerine gittiği yer orası. bir masayı birleştiren çiviler de çok önemli çünkü bütünü farkettirebilenler onlar, asıl görevi üstlenenler. peki ya biz hayatımızın ince tabakası, çivisi değil miyiz? yer değiştirmelerin ve bütünün en önemli parçası. ama yadsımayı seçmediğimiz sürece.

19 Aralık 2019 Perşembe

alıntı:

 "deha tereddüt eder" yazıyor carlo rovelli "fizik üzerine yedi kısa ders" kitabında. benzer bir noktayı daha yeni anlayabildim ben inzivada. kendimi sürekli gittikçe daha küçük damlalar ile kocaman bir kovayı doldurmaya çalışıyor gibi hissediyorum. ilk başta kocaman sürahilerim vardı,akıyor doluyordu. sonra bardaklarım ve fincanlarım oldu. şu anda damlalık sanki. inziva notlarımda yazdığım ve altını çizdiğim cümlem: insanın kendi bilgeliğine güvenmesi bu olsa gerek,gerçeği tamamen bilemeyeceği ile ok olması. sanki bir şeyi tam olarak bilmek mümkünmüş ve ben de tam olarak bilen kişileri tespit edip onlardan öğrenebilirmişim gibi düşünüyordum. bunun olmayacağı ile barışmaya başladım. ama bu süreçteki en güzel nüans carlo rovelli'nin gösterdiği bence,deha tereddüt eder. bazen dinlediğim kişiler öylesine kendilerine güvenli oluyor, öylesine emin bir şekilde mutlak doğruya ulaştıklarını düşünüyorlar ki,cehaletleri karşısında şaşırıyorum. ama bu kelimeyi hakaret için kullanmıyorum şu anda. bilmiyor, ve bilmediğinin ayırdında değil. sanırım kendinden çok emin insanlara bir tık şüphe ile yaklaşmalı. ve eğer kendimizden bir türlü emin olamıyorsak da kendimize biraz daha şefkatli yaklaşmalıyız. belki de sadece bilecek çok şey olduğunun farkındayızdır ve bilinmezlikle başa çıkmakta güçlük çeken naif biriyizdir.  -k.c

26 Haziran 2019 Çarşamba

                               anonim bank      

bütün zamanların tek bir an ile sınırlandığı köşe. fazla sabık, fazla yıpranmış bir bank. bütün duyguların şahidi olan,çalınan şarkının verdiği kötü hissiyatın altında ezilen,fırtınasız fırtınalarda ıslanan ama yine de sessizliğinin üstünü sıkı sıkı örtmüş bir bank.