21 Aralık 2019 Cumartesi

olur ya herhalde'ler öyle yer edinmiş ki hayatımızda her yere çekebilir bizi bu cümle. tutup elimizden götürür istediği yerlere. seve seve gideriz içimizi avutma biçimimize karşı koymaksızın. öyle inanmışız bu cümlenin bizi sevdiğine bizim de onu. bu böyle diyip sıkıştırmışız zihnimizin köşesine, sanki hiç çarpışmayacakmışız, doğrularımız paralel gibi sanırmışçasına izin vermişiz bulanmaya. çünkü hiç diyememişiz yahu bir dursana o öyle değil istiyorum ben bunu ondan olur diyorum. tercümesi mi farklı dilimizle zihnimizin,serbest düşmek bir cisme mi özgü sadece? peki determinizm kuralları kadar gerçek mi bu istek yoksa alışılageldik bir durum bizi ele geçirmiş mi bile? gerçeğe yakın ya da öyle sandığımız yanılsamalar en sevdiğimiz renkler gibi; gözümüze en güzel görünen ama bizim algımızda renksiz bir ortalama olan beyaz'dır. bir tür sıfır yani başlangıç noktası aslında. olur ya herhalde'lerin yerini ''olacak'' almalı tam da bu noktada. sadece yolları yürümeyi bilmek gerek hangi düzlemde olursak olalım sürtünme kuvvetinin bize uyguladığına karşı, daha fazla kuvvet gerek. belki engebeli bir yoldur, belki de düz bazen sistemi bozmak gerek bazen de sevmek. yap-boz, yap bir daha boz bir sürü emir kipi tercüme olur bunlara. çünkü yolun başı da sen, çıkışı da. durum farklılıkları içinde konumumuzu değiştiren etkenleri ele aldığımızda neyi görürüz? bu bir doğru  orantı meselesi mi her zaman, yoksa kendini devrettiği başka etkenler de var mı? bir parçanın varoluşunun asıl sebebini kavramak için bir şeyler gözümüze sokulana kadar bir yansıma olarak mı kalacak zihnimizde? yoo aslında bir yadsıma biçimi oluşturmuşuz kendimize bundan ziyade ''heh, öyle mi? tamam.'' demişiz. bu kadarla kalmış. aşağıda ufak şeyler, yukarıdada büyük şeyler var her zaman yani bizim algımız böyle. tam da ordayız aslında farketmiyoruz. atmosfer de kocaman okyanus da onları birleştiren ince tabaka çok önemlidir çünkü bir şeylerin bir hazneden diğerine gittiği yer orası. bir masayı birleştiren çiviler de çok önemli çünkü bütünü farkettirebilenler onlar, asıl görevi üstlenenler. peki ya biz hayatımızın ince tabakası, çivisi değil miyiz? yer değiştirmelerin ve bütünün en önemli parçası. ama yadsımayı seçmediğimiz sürece.

19 Aralık 2019 Perşembe

alıntı:

 "deha tereddüt eder" yazıyor carlo rovelli "fizik üzerine yedi kısa ders" kitabında. benzer bir noktayı daha yeni anlayabildim ben inzivada. kendimi sürekli gittikçe daha küçük damlalar ile kocaman bir kovayı doldurmaya çalışıyor gibi hissediyorum. ilk başta kocaman sürahilerim vardı,akıyor doluyordu. sonra bardaklarım ve fincanlarım oldu. şu anda damlalık sanki. inziva notlarımda yazdığım ve altını çizdiğim cümlem: insanın kendi bilgeliğine güvenmesi bu olsa gerek,gerçeği tamamen bilemeyeceği ile ok olması. sanki bir şeyi tam olarak bilmek mümkünmüş ve ben de tam olarak bilen kişileri tespit edip onlardan öğrenebilirmişim gibi düşünüyordum. bunun olmayacağı ile barışmaya başladım. ama bu süreçteki en güzel nüans carlo rovelli'nin gösterdiği bence,deha tereddüt eder. bazen dinlediğim kişiler öylesine kendilerine güvenli oluyor, öylesine emin bir şekilde mutlak doğruya ulaştıklarını düşünüyorlar ki,cehaletleri karşısında şaşırıyorum. ama bu kelimeyi hakaret için kullanmıyorum şu anda. bilmiyor, ve bilmediğinin ayırdında değil. sanırım kendinden çok emin insanlara bir tık şüphe ile yaklaşmalı. ve eğer kendimizden bir türlü emin olamıyorsak da kendimize biraz daha şefkatli yaklaşmalıyız. belki de sadece bilecek çok şey olduğunun farkındayızdır ve bilinmezlikle başa çıkmakta güçlük çeken naif biriyizdir.  -k.c